Video-enstalasyon, 2015

“…

şehirlerimiz zihniyetlerimizin ölçüsü,

ölüm istenci yaşama coşkusuna öncülük ediyor ve

hangisinin bize esin kaynağı olduğunu ayırt edemiyoruz,

tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz,

ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz.

Dünya bir süre sonra yalnızca şantiye olacak.

Burada, beyaz karıncalar gibi, milyarlarca kör, uğultunun ve leş kokusunun içinde

otomatlar gibi didinip duracaktır soluksuz kalana dek…”

Albert Caraco / “Kaosun Kutsal Kitabı”

Karınca Koloni Algoritması’na dayanan bu uygulamada sanal insanlar, belirlenen noktalar arasında en kısa yolu bulma eğilimdedir ve modern yaşam tarzının her gün aynı şekilde tekrar eden, sınırlı gündelik işleyişini temsil eden noktalar arasında bir döngü oluştururlar. İzleyici hareketleri ile bu döngüyü bozar. Ancak döngü kısa bir süre içinde, farklı yönelimlerle kendini tekrar oluşturur.

Keynote: Tiziana Terranova
Responder: Ayhan Aytes
7 KASIM CUMARTESİ 11:00-13:30 AKBANK SANAT
It is notoriously difficult to get artists to identify as workers – as the cultural identity of the artist is formed in a relationship of opposition and differentiation to work. What happens, however, when production becomes increasingly dependent on activities which used to refer to the field of art, such as the creation of affects, experiences, perceptions and sensations? How to account for the specific nature of art, once the latter mode of operation becomes central to economic valorization? The lecture explores how notions such as immaterial labor, social cooperation, bio-cognitive capitalism and biopolitical production foreground the question of the production of subjectivity as an existential and aesthetic process, through an account of work which does not start from the industrial model of physical expenditure, but with the labor of memory and attention.

Huysuz Arzuhalci, emekliye ayrılmış, gerçek dünyada anlamını yitirdiği için alternatif bir dünyaya ışınlanmış, orada küçük şeylerden şikayet eden eski bir otomatik daktilo.

Kişilerin birey olarak hiç bir anlam ifade etmediği, duygularının, umut ve ideallerinin önemsenmediği, küçük dertlerin görmezden gelindiği, insanların yalnızca şirketlere ve devletlere ne kadar katkı sağladığıyla değerlendirildiği bir sistemde, insanı hiçleştiren kaotik bürokrasinin kapısında, küçük ve absürd şeyler, sistem içinde önemsiz varsayılan duygular için şikayet edip duran huysuz bir arzuhalci bekler.Bir kameranın gözünden ziyaretçinin kılık kıyafetinin rengine göre değerlendiren arzuhalci, hikayeler uydurur, ziyaretçinin ağzından fantastik makamlara, fantastik dilekçeler, mektuplar yazar. Bu dilekçeleri yok olmuş bir mesleğin mutsuz temsilcisi olarak, hala bildiği gibi tek tek daktilonun tuşlarına basarak ürettiği absürd hikayelerle, büyük ve önemli kurumlarla, dilekçe yazma gibi bürokrasi çağrıştıran bir eylemle alay etmektedir.

Sayısal elektronik teknolojileri el işi tekstillerden doğmuş olsaydı ne olurdu? Elektronik endüstrisine tekstil üretimi yapan zanaatkarlar yön vermiş olsaydı, bugün kullandığımız teknolojik nesneler neye benzerdi?

El İşi Bilgisayar projesi tekstil üretim tekniklerini kullanarak sıfırdan bir bilgisayar üretmek üzerine yoğunlaşan geniş bir araştırmanın bir parçası. Sergilenmekte olan nesne, tığ işi dantelden üretilmiş rölelerden (elektromekanik şalter) oluşuyor ve bir 8-bit evsensel bilgisayarın aritmetik mantık birimini oluşturuyor.

Tığ işi Anadolu kadınları arasında çok yaygın olan bir uğraş. Tiğ işi danteller ev süslemelerinden çeyiz sandıklarına bir çok geleneğin parçası olarak yüzyıllardır kullanılıyor. Amber Festival kapsamında tığ işi bilen kadınlarla yapılan atölye çalışmasında onların bilgi, deneyim ve ustalıklarından beslenen bir “yüksek teknoloji” nesnesi üretmek üzere ortaklaşa bir çalışma gerçekleştirirldi. Günümüz toplumunda genellikle pek değer görmeyen bu beceri kullanılarak katılan her kadının el emeği ile hem işlevsel hem de görsel olarak daha da büyüyen bir teknolojik nesne üretildi.

Asistan Mühendis: Matthias Mold

http://www.stitchingworlds.net/speculation/crafted-logic/

Güncel emek sömürüsü kavramına yönelik soruşturmalara kendi üretim alanım sanat üzerinden bir okuma denemesi. Bu piramit 2015 Türkiye’sinde sanat alanı üzerinden emeğin sermaye, hırs ve yükselme hevesleriyle ilişkisi üzerinden haritalandırmayı önerir. Sanatçı kendi tahayyülünü ifşa ederken aynı zamanda izleyiciyi de bu oyuna katılımcı olmaya; kendi emek/sanat piramitlerini yapmaya davet eder.

Http://www.ntvmsnbc.com/id/25137904/ – – haberine göre Ağrı’da yaşayan Erol Adıgüzel 14 yıl içinde Türk Piyango oyunu “Sayisal Loto 6/49” nin 13.983.816 olasılığını defterlere yazdı. Bu proje Erol Adıgüzel’ün olağanüstü çabasına Onur Sönmez & Tiago Martins tarafından bir hürmet niteliğindedir.

Biz mümkün olan tüm kombinasyonları 50x70cm boyutlarında bir afiş afişe basarak 5 saat içerisinde hazır ettik. Ne yazık ki, tüm 83.902.896 sayı yazdırmak için yaklaşık 750-800 50×70 cm posterleri gerekir.

Neredeyse beş yıldır Ellie Harrison sanatsal pratiğin bir parçası olarak kendi günlük rutinini her yönüyle belgeledi ve kaydetti. 2006 yılında nihai olarak dökümanları görselleştirmeye girişince bu zahmetli, zorlu ve içe dönük süreç kayıt zamanındakinden daha aşırı bir yük haline geldi.

www.ellieharrison.com

Serbest yaratıcı mevcut deneyimini belgeleyen ederken, İngiltere’nin kuzey batısındaki tekstil sanayinin mirasını yeniden yorumlayan, Punchcard Ekonomi ‘8 saat emek, 8 saat dinlenme, 8 saat dinlenme’ sloganı dayalı bir makine örgüsü afiş oluşur Sekiz Saat Günü hareketinin Robert Owen tarafından icat. Dijital ekonomi içinde dijital yaratıcı ve kültürel sektörlerde ‘işçi bir dizi toplanan verileri, denetim, çağdaş çalışma modellerini içeriyor ve Owens’ ‘888’ ideal geçişi ifşa. Nihai çalışması dijital görüntüleme araçları ve geleneksel PunchCard sistemlerinin bir kombinasyonunu kullanan bir ev örme makinesi üzerinde üretilmiştir.

Değişen ölçüler, video-enstalasyon, 2015

Hem tekil, hem de büyük işçi katliamlarını temsilen “inşaa” edilen iskele, işlevinden

kopartılarak bir anıt niteliğinde yeniden kurgulanıyor. Tekrarlanan, çoğalan ve yıkılmaya hazır iskele, mekanın içinde perspektifiyle tek bir bakış hizasından kendi mekanını yaratan disütopik bir kurgu niteliğinde.

Diğer yandan bir otelin altkatında gizlenen, şimdilik kentsel dönüşümün ya da eldeğiştirme tehlikesinin uzağında görünen tarihi bir mekan olarak; bir mahzenin içinde konumlandırılmış olan iskele, mimari yapının ve belleğinin gelecek tasavvurları içindeki mutlak konumuna atıfta bulunuyor.

linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram